kulhani

less is more..

  • Hakkında

Bağlanmayacaksın..

Posted by less on 20 Şubat 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları… Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “O benim.” diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin… Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YÜCEL

Not: Aslında şiirdir, fakat düzyazı gibi okumayı seviyorum, eminim Can Baba hoşgörecektir.

Aşkın Matematiği

Posted by less on 19 Şubat 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

Kesinlikle aşkın bir matematiği var. Kuşku yok buna.

Lakin, bilinmeyen parametresi çok.

Din üzerine: 2

Posted by less on 08 Şubat 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın
  • Her türlü ahlaksızlığı olan, tacizci, sahtekar, din pazarlamacısı, hacı hoca takımıyla cennette de karşılaşacaksak, ben istemiyorum. Eksik olsun.
  • “Dindar nesil yetiştirmeyip ateist mi yetiştireceğiz” diyebilen bir siyasetçinin yönettiği bir ülkede, insanlar nasıl olur da kendini güvende hissedebilir? Evet, ateizm bir din değildir, inançsızlık da bir inanç değildir, ama bir haktır.
  • Tanrının kendi varlığını sorgulayan bir bireyden rahatsız olacak kadar kibirli olduğunu sanmam.

Din üzerine: 1

Posted by less on 21 Ocak 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

Alıntılardan hazzetmem aslında. İşi kolaylaştırırken sizin özgün düşüncelerinizi yerle bir eder. O nedenle kendimdeki süreci anlamaya ve anlatmaya çalışırım hep. O zaman sorular ve cevaplar çocuksu bir netlikte olur. Rahatsız etmez, gaz yapmaz. Bilgi anlamlıdır artık.

Çok küçük yaşlarda “Tanrı” kavramı ile zihnim hiç barışmadı. Şu soruyu sorardım safça. “ben dindar bir anne babanın çocuğu olarak da dünyaya gelebilirdim. Ama öyle olmadı. Bu “şans”a sahip bir çocukla ben aynı şekilde mi değerlendiriliyorum Tanrı katında. Bu dezavantaj not ediliyor mu?

Derin AKP

Posted by less on 21 Ocak 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

Bir rahibin sözüydü galiba: “Düşmanını iyi tanı, giderek ona benzeyeceksin.”

AKP, bu milletten tek bir sözü vererek oy aldı aslında. Farklı şekillerde söylemiş olabilir ama özü aynı: Derin devlet ile hesaplaşmak. Liberal demokrat insanlar da bu nedenle destekledi AKP’yi.

Fakat zaman içinde “Ankara’nın dehlizleri” sanki iktidarı sürdürmenin bir koşulu olmaya başladı. Uludere’de insanların bombalanması ve Hrant davasında örgüt izinin bulunamaması karşısında, olanı biteni seyreden ve sadece vaad eden bir siyasi tavır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne verilen savunma, Hrant cinayetinde adı geçen emniyet görevlilerinin neredeyse ödüllendirilmeleri şunu düşündürdü:

AKP derin devletleşiyor mu?

Sonuçta siyasi söylemler iktidara ulaşmak için bir araçtır ve zamanla işlevsizleşir. Sürdürülebilir bir iktidar için tarihsel olarak kanıtlanmış yöntemlere ihtiyaç eninde sonunda kendini gösterir.  Tüm iktidarların çıkmazıdır bu.

Not: 20.02.2012: Son MIT olayı ve alelacele çıkarılan yasa değişikliği tam da yukarıda yazdıklarımı doğruladı.

Geçmiş sadece bir önsözdür…

Posted by less on 08 Ocak 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

“What is past is prolog” demiş Şekspir.

Çok iddialı ama hoş.

2012′ye girerken

Posted by less on 01 Ocak 2012
Posted in: Genel. Yorum yapın

Yılbaşında Nişantaşı bir çeşit sığınaktı yeniyılı karşılamaya, eğlenmeye çalışan insanlar için.

Profili hızla değişen bu ülkede mobese kameraları gözetiminde, adım başı polis kontrolü altında çekinerek eğlenmeye çalışan insanlar.

İğdiş edilmiş halkım benim.

Beyrut üzerine

Posted by less on 30 Aralık 2011
Posted in: Dünya. Yorum yapın

Delinmemiş, kurşunlanmamış bina neredeyse yok.

Dayak yemiş bir güzel kadın sanki. Kalkmış, makyajını yapıyor ağır ağır.

Sokaklarda, insanların yüzünde gururu hissediyorsunuz.  Güzel giyiniyorlar, güzel yürüyorlar. Geceleri müthiş eğleniyorlar, kaybolan yıllara inat.

Belli ki, görmüş geçirmiş zengin bir şehir.

Ha bir de şu var;  iki din bir arada nasıl yaşarmış, görmek isteyen Beyrut’a bir uğrasın.

Brueghel üzerine

Posted by less on 30 Aralık 2011
Posted in: Genel. Yorum yapın

Öğrenci evimde tüm duvarları süsleyen bu adam hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Belki bilmem de gerekmiyordu. Safça bir sanat anlayışım vardı: Beğeniyorum, hepsi bu. Tek söyleyebileceğim, inanılmaz ayrıntıları, ortaçağın o sakatlar, körler ve salgınlarla dolu o dünyasını bir oyunmuşçasına resmetmesiydi. Hele o körlerin yürüyüşündeki mizah, yıllar boyunca aksayan her işte, her kurumda beni gülümseten bir tablo oldu. Karda Avcılar’ı günün birinde Kars’ta neredeyse aynen görünce küçük dilimi yutmuştum. “Ölümün Zaferi”, ölüm, saltanat, gelip geçicilik, boşvermişlik, kader ve doğa üzerine bana yüz kitabın veremeyeceğini verdi.

Bazı şeyleri anlatmanız, anlatabilmeniz için duygusunu samimi olarak içselleştirmeniz gerekiyor. Ancak o zaman söyleyecek bir sözünüz oluyor. Hayatımızdaki sayısız basmakalıplıklardan çıkıp, artık sizin olan algıları aktarabildiğiniz zaman iletişim kurabiliyorsunuz. Brueghel’in bana verdiği bir şey varsa o da işte bu içselleştirme olanağıdır.

Kablolar

Posted by less on 29 Aralık 2011
Posted in: Genel. Yorum yapın

Yüzlerce kablo birbirine dolanmış. Hepsi bir cihaza can verenler. Hazır bekliyorlar öyle. Evde tam bir karmaşa görüntüsü veren bu kabloların aslında hepsi bir yolu anlatıyor. Sonunda gidip koca bir prize yan yana diziliyorlar. Hazırlar. Düğmeye bastığın an maharetlerini segilemek üzere. ScreenPlayPro HD’den 3 ayrı renkte soket çıkmış. Gitmiş TV’ye tanıtmış cihazı: “Biz buradayız” der gibi. Yanından geçtiği Wee cihazının kablosuna arsızca değerek. Anlamsızca ortada duranı da var. Kimbilir belki hiç sıra gelmeyecek olanı da. Koca bas amfisinin arkasına doğru itmişim külliyen. Siyah gri.. Işığı yandığı an canlanacak olan cihazlara kan vermek için gözümün içine bakıyorlar..

Bir gün kablo diye bir şey kalmayacak. Bunun için yazdım bunları.

Zaten kim kablolar hakkında böyle “duygu yüklü” bir şeyler yazar ki?

Posts navigation

  • Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

  •  

    Şubat 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Oca    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    272829  
  • Arşivler

    • Şubat 2012
    • Ocak 2012
    • Aralık 2011
  • Ara

WordPress.com'dan blog alın. Tema Parament, Automattic tarafından yapılmıştır.
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Powered by WordPress.com