Öğrenci evimde tüm duvarları süsleyen bu adam hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Belki bilmem de gerekmiyordu. Safça bir sanat anlayışım vardı: Beğeniyorum, hepsi bu. Tek söyleyebileceğim, inanılmaz ayrıntıları, ortaçağın o sakatlar, körler ve salgınlarla dolu o dünyasını bir oyunmuşçasına resmetmesiydi. Hele o körlerin yürüyüşündeki mizah, yıllar boyunca aksayan her işte, her kurumda beni gülümseten bir tablo oldu. Karda Avcılar’ı günün birinde Kars’ta neredeyse aynen görünce küçük dilimi yutmuştum. “Ölümün Zaferi”, ölüm, saltanat, gelip geçicilik, boşvermişlik, kader ve doğa üzerine bana yüz kitabın veremeyeceğini verdi.
Bazı şeyleri anlatmanız, anlatabilmeniz için duygusunu samimi olarak içselleştirmeniz gerekiyor. Ancak o zaman söyleyecek bir sözünüz oluyor. Hayatımızdaki sayısız basmakalıplıklardan çıkıp, artık sizin olan algıları aktarabildiğiniz zaman iletişim kurabiliyorsunuz. Brueghel’in bana verdiği bir şey varsa o da işte bu içselleştirme olanağıdır.
